İzmir Depreminin Ardından

Güncelleme tarihi: 30 Kas 2020

Öncelikle kayıplarımıza Allah'tan rahmet, yakınlarına sabırlar diliyorum. Depremden hemen sonra Bayraklı’yı gezdim, benzer zemin yapısına sahip Bostanlı civarını da gördüm. Bu deprem, İzmir içindeki kayıt istasyonlarında tasarım depreminin ¼’ü kadar ivme üretmiş aslında hafif bir deprem. Dolayısıyla duvar ve sıva çatlağı dışında bir şey olmaması lazım mühendislik hizmeti almış yapılarda. Hatta o bile fazla diyebilirim. Nitekim depremin merkezine daha yakın olan Kuşadası'nda İzmir'deki ivme değerlerinin yaklaşık 2 katı bir ivme oluşmasına rağmen yıkım yok. Depremin merkezine daha yakın Ahmetbeyli, Seferihisar, menderes, Özdere gibi yerleşimlerde yıkım olmaması da bunu gösteriyor. İvme ölçümleri ve merkez üsse yakın civarda göçme olmamasına bakarsanız, yaşadığımız küçük bir deprem aslında. İzmir ve civarında bunun 4-5 katı bir deprem olma potansiyeli var, Türkiye Deprem Risk Haritasına göre. Beş katı deyince 7*5=35 öyle şey mi olur demeyin. Magnitütten değil, beş kat daha fazla kuvvetten bahsediyorum. Demek istediğim şu: binanıza bu depremde 100ton deprem kuvveti geldiyse, 500 ton gelecek bir depremi üretebilecek faylar var İzmir civarında. Fayları araştıralım falan diyor ya koca koca uzmanlar, MTA zaten aktif ve pasif fayları yıllardır çalıştı ve Türkiye Diri fay haritasını oluşturdu. Bu fay haritası kullanılarak Deprem Risk Haritası AFAD tarafından hazırlandı ve halen tasarımlarda kullanılıyor. Peki, neden bu uzmanlar ısrarla fayların araştırılmasını istiyorlar hala. Neden hala 6.6 mı 6.9 mu tartışarak vakit kaybediyoruz. “Melekler dişi mi, erkek mi” tartışmasından ne farkı var bunun. Geyik muhabbeti dini konularda değil de teknik konularda olunca nedense gözümüze batmıyor, kulağımızı tırmalamıyor.



Fay anasını sayın seyirciler


Bugüne kadar, normal - yatay atımlı fay, magnitüdü, şiddeti, bir sürü pratik faydası olmayan teknik ayrıntılarla kafamızı bulandırdık. Hayatımın hiçbir anında bir inşaat mühendisi olarak sıradan insanlara “demir değil, çelik onun adı” şeklinde geyik yapmadım. İnşaat mühendisleri, sizin demir dediğiniz şeye donatı derler. Aslında demir değil, çeliktir bu malzeme. Ama bu detayı bilmenin vatandaşa ne faydası var Allah aşkına. Ben insanlara anlatırken çelik veya donatı değil, demir diyorum. Mesleğime ihanet mi ediyorum, hayır. Şimdi konuyu teknik teferruattan arındırarak anlatayım:

Hafta sonu yaptığım saha incelemesinde benim riskli bina olarak gördüğüm pek çok binada çizik dahi olmadığını Bayraklı'da gezerek gördüm. Bence risksiz olan pek çok binada ise yapısal olmayan hasarlar var. Demek ki sen bu işi bilmiyorsun diye düşünebilirsiniz. Hayır! gerçek şu ki: İzmir'in en kötü zeminine inşa edilmiş en kötü 30 civarında bina göçtü. Fay hattı üzerinde oldukları için veya altlarındaki zemin çok kötü olduğu için değil, inşaat mühendisliği hizmeti yetersiz ve denetimsiz olduğu için göçtü bu binalar. Deprem sonrası yıkılan binalardan ortaya çıkan toz bulutuna bakarsak hepsinin de beton kalitesi çok kötüydü. Aslında buna beton demek bile doğru değil bence. Her yağ, tuz, mercimek karışımı mercimek çorbası olmadığı gibi her çimento su ve kum karışımı da beton değildir. İkinci olarak tasarımları yanlıştı, çünkü bu binaları tasarlayan mimar ve inşaat mühendisleri depreme dayanıklı yapıların nasıl olması gerektiğini bilmiyorlardı. Üçüncü olarak imar planları deprem gerçeğine uygun hazırlanmamıştı.


E Şimdi N'olcek?

Bu teknik konuları başka bir makalelerde açmak üzere İzmir için acil olan konuya değinmek istiyorum. Ben şehirdeki binaları üç kategoride ele alıyorum: Ağır hasarlı veya göçmüş binalar, orta ve hafif hasarlı binalar ve hasarsız binalar olmak üzere.


Hasarın ağır olduğu binaların yıkılmalıdır ve zaten kamu otoritesince yıkılmaktadır. Bu konuda herhalde hiç kimsenin bir tereddüdü yoktur.


Orta ve hafif hasarlı binalar ise kesinlikle güçlendirilmelidir. Bunlardan, orta hasarlı binalarda zaten süreci kamu otoritesi takip etmektedir. Belli bir süre içerisinde güçlendirilmeyen veya yıkılarak yeniden yapılmayanlar kamu gücü ile yıkılmaktadır. Hafif hasarlı diyebileceğimiz basit duvar hasarı olan yapılarda ise daha çok kozmetik onarımlar yapılmaktadır. İşte tehlikenin büyüğü burada yatmaktadır.


Yaşadığımız afetin ve göçmelerin aksine yaşadığımız deprem aslında İzmir için küçük bir depremdir. Bakmayın siz anlı şanlı profesörlerin “hayır, 6.6 değil 7 diye atarlanmalarına”. Bu depremde İzmir’de oluşan yer ivmesi 0.1g sevilerindedir. Yani bizim yapısal tasarımda dikkate aldığımız 0.4g ivme seviyesinin %20 – 25 kadar küçük bir deprem yaşadık. magnitüd 6 olsa ne olur 7 olsa ne olur? İzmir’in civarında bunun dört-beş katı ivme, yani binalarımızı bu depremin dört-beş katı kuvvetle zorlayacak fayların olduğunu zaten biliyoruz ve AFAD haritasını resmi olarak yayınladı seneler önce.


Gerçekte hafif bir deprem yaşadığımız için aslında depreme dayanıksız olabilecek pek çok binada hiç hasar ortaya çıkmadı bu depremde. En kötü 30 civarında bina göçtü onu takip eden belki bin bina hafif-orta-ağır hasarlar gördü. Aslında tehlikenin büyüğü bu hafif depremi atlattı diye insanların riskli binaları dahi sağlam zannetmelerinde. Deprem küçük değil de herkesin düşündüğü gibi çok büyük bir deprem olsaydı, hasar şehir genelinde benzer zeminlere yayılabilirdi. İşte şimdi pek çok hasarsız bina sahibinin kendini güvende hissetmesi ve rehavetidir asıl tehlikeli olan. Üç ay arayla gerçekleşen 1999 Marmara Depremleri bu gerçeği bize yıllar önce yaşatmıştı. İnansanız da inanmasanız da gerçek bu.


Depremin yapısal tasarım açısından küçük bir deprem olması büyük bir illüzyon ortaya çıkarıyor maalesef. Pek çok riskli bina bu depremde hasar görmediği için sağlam sanılırken, tam aksine bazı basit hasarlar sebebiyle sağlam olabilecek binaları tehlikeli sanıyoruz. Peki ne yapacağız biz bu korkuyla!


Bize düşen ne peki?

Eğer riskli yerlere girmeyelim diyorsak, bugün İzmir'in belki de yarısını boşaltmak lazım. Ama pratikte bu mümkün olmadığına göre, yapılacak olan sakin bir şekilde normal hayata dönüp, riskli binaları adım adım tespit etmek ve güçlendirmek olmalıdır.




Esasen bu hafif deprem bizim için en riskli olan binaları tespit etmiş ve elemiştir. Normalde bu şiddette bir depremde duvar hasarı bile beklemeyiz biz. Eğer bu küçüklükte bir depremde binanızda duvar hasarı ortaya çıkmışsa binanın güçlendirilmesi gerektiği kesindir. Çünkü taşıyıcı sistem deprem hareketine yeterince karşı koyamayarak yükün bir kısmını duvarlara aktarmaktadır. Bu sebeple hasarlar ortaya çıkmaktadır. Kolon ve kirişlerinin hasar görmemiş olması, bu gerçeği değiştirmez.


Güçlendirme veya yeniden yapım çalışmaları sırasında tabi ki hasarlı binaları kullanamayacağız. Bu konuda afetzedelere gerekli desteği hep birlikte sağlayacağız. Bu gerçekle, afetzede pek çok hemşerim, kendini can havli ile kayalık bölgelere attılar. Fakat şu gerçeği hiç aklımızdan çıkarmayalım, hasarsız olan pek çok bina da deprem dayanıklı tasarlanmış ve inşa edilmiş değil aslında. Kayalık zeminlere inşa edilmiş kötü binaların da riskli olabileceğini aklımızdan çıkarmayalım. İş iyi zeminle bitmiyor. Depremde yıkılan binaların civarında da pek çok hasarsız bina mevcut. Halen bir kısmı eşe dosta misafir olsa da İzmir’in çok büyük kısmı evinde, ama korku içinde.


Öncelikle binalarınızda perde duvar varsa korkmadan gireceksiniz, duvar hasarı olsa bile. Perde duvar yoksa da hafif hasarlı binalara dahi girmeyeceksiniz, artçı depremler devam ederken. Bu güçlendirmeyi de mahalle müteahhitlerine veya sıradan mühendislere değil, bu konunun uzmanlarına yaptıracaksınız. Tıpkı, eli her bıçak tutana kalp ameliyatı yaptırmadığınız, pratisyen hekime göz ameliyatı yaptırmadığınız gibi. Artçılar bitince de binalarınızı perde duvarlarla güçlendireceksiniz, yeni bina alırken perde duvar var mı projesinde bakacaksınız.


Bakın radye temel falan demedim, perde duvar dedim. O yumuşak zeminde gökdelenlerin yapılmasına ben de karşıydım, şehircilik açısından. Ama bakın hepsi ayakta kaldı, demek ki mühendislik hizmeti alınınca kötü zeminlerde de güvenli yapılar olabiliyormuş. Belki şu gereksiz tartışmalardan ve ezberlediğimiz kalıplardan kurtulmak gerek artık. Eğer illa ki kalıp bir bilgi istiyorsanız söyleyeyim: Onlarca deprem bölgesinde akademik araştırma yaptım. Bugüne dek betonu kaliteli olan perde duvarlı yapıların göçtüğüne hiç şahit olmadım. Aramanız gereken standart işte budur. Falanca marka mutfak tezgahı, filanca marka armatür değil.


Yirmi yıldır tükettiğimiz enerji yeter! Lütfen, artık bırakalım büyüklük, magnitüd, şiddet, yatay atım düşey atım gibi faydasız teknik teferruatla ilgilenmeyi de asıl konumuza gelelim: Hangi binalar depreme dayanıklıdır, hangileri değildir.

Gerisi teferruat sevgili hemşerilerim.


4 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör